MÜSLÜMANIN TİCARET ANLAYIŞI

Ashâb-ı kiramdan Cerîr bin Abdullah (r.a.) bir gün kendisine bir at satın almak için pazara gitmişti. Uzun araştırmalardan sonra, nihayet güzel bir at bulmuş ve atın sahibi ile pazarlığa tutuşmuştu. At sahibi, atına 500 dirhem fiyat istemekteydi.
Hazret-i Cerîr, az-çok at cinslerinden anlamaktaydı. Adamın istediği bu fiyatın atın hakiki değeri yanında çok düşük kaldığını farketmekte gecikmedi. Bu durumu adama şu şekilde ifade etti:

İNSANLARIN HAYIRISI

İnsanlar daima birbirinin yardımına muhtaçtırlar. Bu bakımdan yardımlaşma, adaletten sonra, cemiyeti, ayakta tutan temel unsurlardan biridir.
islâm'la yardımlaşma anlayışı, ferdin nefsinden başlayarak bütün insanlığı içine alan büyük bir genişlik arzeder..
Müslüman önce öz nefsi, sonra aile efradı, akrabaları, dostları, vatandaşları, umum Müslümanlar, beşeriyet olarak bütün, insanlara iyilik yapmak, faydalı olmakla yükümlüdür. Hadîs-i şerifte;
insanların hayırlısı, İnsanlara faydalı olandır, buyrulmuştur.
Diğer bir hadiste de
- Bütün halk (mahlûkat) bir aile efrâdı gibidir

FAZLA MESÂİ

Sadi Bey, yaşlı bir memurdu. İş sırasında arada bir kestirmekle meşhurdu. Bir akşam nasılsa masasının yanında uyuya kaldı bir süre sonra gelen temizlikçi kadın:
- Kalkın Sadi Bey saat 7 oldu dedi. Vay canına! diye söylendi Sadi Bey. Bir buçuk saat fazla mesâi yapmışım.

OSMANLI STANDARTLARI

Osmanlı padişahlarından bazılarının koydukları standartlardan örnekler..
Kanunî Sultan Süleyman Surlara bitişik yapıları yasaklamıştı.
Sultan I. Abdülhamid Standartlara uymayan hîlekâr esnaf sanatkârı, kulakların dan duvara çiviletmeyi kanuni bir ceza hâline koymuştu.
Sultan Abdülmecîd Ticaretten men" ve sürgün cezası uyguluyordu.
Sultan III. Murâd ise, bugünkü çarpık yapılaşmanın aksine, meskenlerde standartlaşmayı hedef alan şu fermanı yayınlıyor:

ÂHİRET DÜŞÜNCESİ, HESAP VERME ENDİŞESİ

İslâm dininin mükemmel yönlerinden biride, âhiret düşüncesini ve büyük mahkemede hesap verme endişesini insanların içine yerleştirmesidir. Yani, öyle yaşa kİ, yaşadığın hayat yarın seni utandırmasın, cehenneme girmene sebep olmasın, diyor. Nitekim bu hususta en güzel ikazı yapan Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

OSMANLI İLE ALIŞVERİŞ İMTİYAZI

Osmanlı Cihan Devleti, kurmuş olduğu muhteşem medeniyeti; tekke, medrese ve kışla sacayağı üzerine dengeli bir şekilde oturtmuştur.

Böylece, doğruluk ve adâlet sâhasında cihâna asırlarca ışık sapmışlardır. işte o dönemlerde, Osmanlı ile alışveriş yapmak bile bir imtiyazdı. Nitekim Hollanda Ticaret Odası'nda bir karar alınırken, oyların eşit çıkması üzerine Oda Reisi;
İçinizde Türklerle alışveriş eden varmı? diye soruyor. Üyelerden birinin;
- Evet, cevabını vermesi üzerine, onun oyunu iki oy yerine kabul edip karara varıyorlar... Ya bugün?..

Fazilet Takvimi

HAYVANLARIN ZEKÂTI

Kendisinden zekât verilmesi lâzım gelen hayvanlara, "sâime" denilir. Sâime senenin ekserisinde kırda yayılan (otlayan) hayvanlara verilen isimdir.

Senenin ekserîsinde ahırda yem, saman yiyerek beslenen hayvanlara da, "alûfe" denir. Senenin ekserisini ve hattâ yarısını ahırda yem yemek sûretiyle geçiren hayvanlar ile husûsi mera tutmak sûretiyle beslenen hayvanların -alûfe oldukları için- zekâtları yoktur.

Zekâtı, "sâime" tabir olunan, yani senenin ekserisini kırda otlayarak geçiren ve yalnız süt vermek, üremek için elde tutulan hayvanlardan vermek icap eder.

OSMANLIDA ÇIRAKLIK MERASİMİ

Bir çocuk, bir işe bir sanata verilmek istenirse, velisi esnâfın ileri gelenlerinden birine mürâcaat eder, o da loncaya arz ederdi. (Lonca, belirli günlerde toplanarak esnâf ile alâkalı işleri gözden geçiren ve idâre eden, kıdemli ve hatırlı ustalardan meydana gelmiş bir heyettir.)

Loncanın toplantı gününde, durumu ustalara bildirir, fikirlerini sorardı. Alınması ve kimin yanına verileceği kararlaştırılırsa, o gün çocuğu, velisinin alıp getirmesi bildirilirdi.

Çocuğun ailesi merasimde ikram edilecekleri tedârik eder, toplantıdan önce lonca odasına gönderirdi.

PAZARLIK ÜZERİNE...

Pazarlık; alışverişte, satan ile alan arasında, malın fiyatında veyâ bir işin ücreti hususunda yapılan anlaşma mânâlarına gelir. Peygamberimizin mübarek torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a.), pazarlığa dikkat ederlerdi.

Kendilerine; "Bir günde binlerce dirhem tasaddukta bulunuyorsunuz. Bir taraftan da, bir şey satın alırken, uzun uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz. Niçin böyle yapıyorsunuz?" diye sorulduğunda: "Verdiklerimizi Allâh (c.c.) rızâsı için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır. Fakat alışverişte aldanmak, aklın ve malın noksan olmasıdır." şeklinde cevap verirlerdi.

TEDBİRLİ OLANI ALLAH SEVER

Taberâni (rh.)'nin Abdurrahman bin Aiz (r.a.)'den rivâyet ettiği bir hadis-i şeriflerinde, Resülüllah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorlar ki:
"Üç kimseyi Allah Teâlâ sevmez:
1. Harâb olmuş, yıkılması muhtemel evde oturan kişi,
2. Sel yolunda konaklayan kişi,
3. Hayvanını başıboş salıp da, sonra onu koruması için Allâh'a duâ eden kişi..."

Görüldüğü üzere Cenâb-ı Hakk, tedbire riâyet etmeyen kulunu sevmez. O bakımdan kulun yapacağı iş; önce tedbirini almak, ondan sonra duâ ve tevekkül etmektir.

Hadis-i şerifte geçen ve tedbiri gerektiren üç hususu şu şekilde izah edebiliriz:

Son yorumlar

İçeriği paylaş