Archive

Haziran 11th, 2011

Ticarette uzun vadede başarılı olabilmenin sırları

En güzel kazanç o tacirlerin kazançlarıdır ki,

>> konuştuklarinda. yalan söylemezler,
>> kendilerine bir şey emanet edildiğinde ihanet etmezler,
>> söz verdiklerinde caymazlar,
>> üzerlerinde bir borç olduğu zaman uzatmazlar,
>> alacaklı olduklarında borçlu olanları sıkmazlar,
>> sattıkları malı aşırı övmezler,
>> satın aldıkları vakitte (ucuz alabilmek için) satın aldıkları şeyi yermezler.

(Ramuz 1555.) HADÎS-İ ŞERİF;

TİCÂRET ERBÂBINA TAVSİYELER

Bir tüccar şu üç husûsu aslâ akıldan çıkarmamalıdır:
1. Cenâb-ı Hak, yeryüzündeki her bir canlının rızkını üzerine almıştır.
2. Hiçbir ticâret ve alışveriş bizi, Allah (c.c.)'ı zikirden, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten ve diğer dînî vazîfelerimizden alıkoymamalıdır. Bu meziyetleri üzerinde taşıyan insanlar Nur Sûresi'nin 37. âyetinde övülmüşlerdir. Allâh'ın (c.c.) zikrinden yüz çeviren insanların geçim sıkıntısı çekecekleri âyet-i kerîme ile sâbittir.
3. Allâh (c.c.)'ın alınıp satılmasını yasakladığı eşyânın hiçbirisinin ticâreti yapılmamalıdır.

TİCARET AHLAKI

Yiyip,içme,giyinip kuşanma ve bir meskende barınma gibi zaruri ihtiyaçlarla karşı karşıya bulunan insan,muhtaç olduğu şeyleri değişik yollardan temin etmektedir.

Bunların başında «ticaret» gelmektedir.İster malı malla veya para ile mübadele suretiyle olsun,ister ürettiği bir malı veya imal ettiği eşyayı piyasaya arzetmek şeklinde geliştirilsin,ticaretin insan hayatında,inkârı kabil olmayan bir yeri ve ehemmiyeti vardır.

İSLÂM'DA BORÇ ALIP-VERME

Gerek altından,gümüşten vesaireden olan nakit paralar ve gerek sair tartılan veya ölçülen şeyler,sonradan yalnız misilleri alınmak üzere borç olarak alınıp verilebilir.Buna, «karzı hasen» denir ki, içtimaî bir yardım olduğundan büyük bir sevaptır.Amma bunun mukabilinde fazla bir şey verilmesi şart edilmiş olursa bu,bir faiz mes'elesi olur ki,bu da ribâ hükmündedir.

Haziran 11th

MAL SEVGİSİ KALBE HAKİM OLMAMALI

Amelde mezhep imâmımız İmâm-ı A'zam Ebû Hanife (rh.)'nin, ilmi faâliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zât olduğu mâlumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders esnasında bir adam mescidin kapısından seslendi:
- Yâ İmam, gemin battı!.. (İmâm-ı A'zam hazretlerinin mal taşıyan gemileri mevcut, adam, o gemilerinden birinin battığını haber veriyor)
Hazret-i İmam kısa bir murâkabeden sonra;
- Elhamdülillâh, dedi.
Bir müddet sonra aynı adam yine gelip haber verdi:

HELÂL YOLDAN KAZANMAK İBÂDETTİR

Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.), ashâbıyla otururlarken, gücü kuvveti yerinde bir delikanlının, sabahın erken saatinde oradan geçtiğini gördüler. Ashab "Keşke şu delikanlı gençliğini Allâh yolunda harcasaydı." dediler. Bunun üzerine Rasûlüllâh Efendimiz:

HERKESE YAPTIĞININ ECRİ VERİLİR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Kim bir müminin dünyâ sıkıntılarından birini giderip ona rahat bir nefes aldırırsa, Allâhü Teâlâ da onun kıyâmet günü sıkıntılarından birini giderir.
Kim zorda kalmış olana kolaylık gösterirse, Allâh da dünya ve âhirette ona kolaylık gösterir.

Kim bir müslümanın ayıbını gizlerse, Allâh da dünyâ ve âhirette onun ayıbını gizler.

Bir kul, din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allâh da onun yardımındadır.

İlim öğrenmek maksadı ile yola çıkan kimseye Allâh cennet yolunu kolaylaştırır.

İNSANLARIN ŞERLİSİ

İnsan, güzel ahlâkı ve tavırlarıyla halkın samimî teveccühüne ve ikramına mazhar olmalıdır. Makam, mevki ve kudretini kötü kullanarak cemiyet fertlerine karşı baskı, zulüm ve tahakkümde bulunan bir şahıs, en şerli bir kimse demektir.

Böyle bir kimsenin, cemiyet efradından göreceği hürmet ve ikram, şerrinden kurtuluş için bir rüşvet mesâbesindedir. Binaenaleyh kişi, insanların hürmet ve muhabbetine hakkıyla lâyık olmalıdır. Aksi takdirde gösterilecek hürmet ve muhabbet muvakkattir, nihâyet yok olur, gider. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.),

SADAKA VERMEKTE ACELE EDİNİZ.

Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; "Ümmetim! Sadaka vermekte acele ediniz!.. Zirâ size bir zaman gelir ki, kişi o sırada sadakasıyla (sokak sokak) dolaşır da onu kabul edecek bir kimse bulamaz. (Sadaka verilmek istenilen) herkes: "Dün bu sadaka ile gelseydin (ihtiyâcım vardı), muhakkak ben onu kabul ederdim. Fakat bu gün benim için bu sadakaya ihtiyaç yoktur." der.

DÜRÜSTLÜĞÜN MÜKÂFÂTI

Sultan Abdülmecid bir gün tebdîl-i kıyâfet eder ve Vezneciler'deki bir dükkana uğrar. O sırada oradan geçmekte olan Nâfiz Paşa uğrayıp alışveriş yapar. Dükkan sâhibi, parayı alırken gülümser. Sultan Abdülmecid sebebini sorar; "Efendimiz" der; "Bu zât, eski mâliye nâzırı Nâfiz Paşa kulunuzdur. Başkaları at ve araba ile geçerken bu nâmûslu zâtın böyle yaya gezmesi hayretimi mucip oldu da onun için tebessüm ettim." Sultan Abdülmecîd, Nâfiz Paşa'nın Maliye Nezâreti'ne tâyînini irâde eder. Bunu duyan zamanın şâirlerinden biri şu kıtâyı söyler:

Sıdk ile devlete hüsn-i hizmet,

Son yorumlar